Prof. Meltem Eti Proto ve Marmara Üniversitesi GSF İçmimarlık Bölümü 3. sınıf öğrencileri “kimlikSİZ” isimli bir mobilya redesign sergisine imza attı.
“moNOblok plastik sandalyeye önermeler mi yoksa anti design mı?
Bir kimlik sorunu aslında ele almaya çalıştığımız… plastik sandalye yaşamın içinde yerini aldı… artık sorgulamaz olduk nedenini ve değiştirmeye zorlamanın gereksinimini de duymaz olduk.. yaşamımızı paylaştığımız, hayatımızın bir parçası haline getirdiğimiz birçok obje ve mobilyaya davranışlarımız gibi plastik sandalyeyi de artık hayatımızın bir parçası yapıverdik. ”


*Fotoğraflar Emre İkizler
“Objelerin stilinden çok onların diliyle ilgilenen Branzi’nin ‘animali domestici’ (ev hayvanları) olarak adlandırdığı, duygu yüklü mobilyalar…buna rağmen monoblok plastik sandalyenin yaşamın bir parçası oluşunu eleştirirken bazı önermelerle kimlik sorununu ele almaya çalıştık ‘kimlikSİZ’ çalışmasında… ona bir kimlik verilebilir miydi? … verilmeli miydi? …kimlik kazandırırken neydi sorguladığımız… alışkanlıklarımız… istekler… değişim… unutulanlar… seçimlerimiz… hangisi… kimi zaman zıtlıklar, övgü, arzularımız, sürrealist ya da dadaist bir bakış, deformasyon, ekoloji, ironik ya da kitch bir mesaj olabilir…
Dünyanın birçok ülkesinde üretilen plastik monoblok sandalye evlerden ofislere, kahvelerden restoranlara, parklardan kentlere, yaşadığımız her çevrede yerini aldı… onu bu kadar popüler yapan neydi?… sadece 10 tl oluşu mu?… kahvehanelerdeki güzelim ahşap sandalyelerin yerini nasıl da alıverdiler… üst üste depolanabilmeleri ve hafif olmaları mı etkendi bu mekanların vazgeçilmez objeleri hale getiren onu?
Sorular ve yanıtları ne olursa olsun kimliksizleşmenin ifadesi monoblok plastik sandalyelerdi sadece… Her yetmiş saniyede bir tane üretilebilen plastik monoblok sandalye önceleri pahalı iken şimdi sadece 3 dolara kadar düştü.
Plastik sandalyenin kimliksizliği içine hapsettiğimiz pek çok tepkisiz davranışa da yanıt aramalıyız mesajını taşıyor ‘kimlikSİZ’ adlı çalışmamız.
İşte içmimarlık 3.sınıf öğrencilerim ve benim monoblok plastik sandalyenin kimlik sorunu ile yüzleştiğimizde ortaya çıkan redesign/antidesign projelerimiz; tüketici kimliğinin artan hegemonyası karşısında yurttaş kimliğinin yerini korumak, modernliğin sıkıntıları karşısında bazı tutanak noktaları yakalamak adına oluşturulan projeler içinde ‘ben kimim?’ sorusunun ve olası yanıtlarının anlamı daha da değer kazanmıştır. Bu bağlamda kimliksiz plastik sandalyelerin ‘ben kimim ? sorusu karşısında verdiği cevapları göreceksiniz…! “
‘grovier chair’
Yenebilecek bir tad kazanan ‘grovier chair’ monoblok plastik sandalyeye Yavuz İnan’ın ironik bakışı…

‘babaanne’
Gaetano Pesce’ye övgü ‘babaanne’ sandalye…
“Plastik sandalye ucuz ve depolanabilir olması sayesinde hayatımıza kolayca girdi.. sıklıkla tercih edilen bu sandalyeyi daha kullanışlı hale getirmeye çalıştım… Plastik sandalyenin mevcut özelliklerinin aksine bir görüntü elde ettim sanıyorum.. Sandalyeyi yorumlarken daha sıcak, rahat olsun ve oturan kişiyi sarsın istedim…tıpkı babaannelerimizin ördüğü battaniyeler gibi.”

‘bırak beni’
Sadece insanlara özgü değil yalnızlık.. oturduğunuzda kalkmak için biraz daha çaba harcayacaksınız.. çünkü bu sandalye yalnız olmayı sevmiyor.. siz onu bırakıp gitmeyi düşünürken o da sizi tutmayı düşünüyor…

‘hasta sandalye’
Philippe Stark’ın söylediği gibi ‘tasarım artık bitti’…
‘tasarımcı her ortaya koyduğu ürün için sorumluluk taşıyor tasarlarken gerçekten gerekli midir yanıtını aramalıyız…’ mesajı saklı sargı bezlerine sarılmış hasta imajının arkasında…

‘pasha’
asil-sıradan… fakır-zengın… ucuz-pahalı… sadrazam-pasha …

değersiz, sıradan bir forma sahip plastik sandalye altın varaklanarak değerli ve az bulunur bir kimlikle ‘yeniden doğdu’

‘suçlu sandalye’
tasarım tarihinin tüm sandalyelerini cezalandırıyor… plastik sandalyeyi katran ve tüy kaplayarak…

‘rainpuf’ sandalye
Gökkuşağına ulaşmak isteyenlere…
sandalyenin de kimliği olur muymuş demeyin… istedim, denedim olabiliyormuş !… bu çalışma sırtımda bir kambur, cebimde bir boşluk, ellerimde yaralar oluşturmuş olsa da tam istediğim gibi yağmur sonrası beliren o anlık güzelliğin ifadesi… sonucta herşeye değdi doğrusu…

‘Carmen’
bi kadın misali…sevmek belkı de, en naif duyguyla…ve içten bi dilek.. ve susmak, sessizlik içinde kaybolmak…ve bi surette tekrar dogmak, var olmak hayatta ve tek ifade… bu benim…

dada’ sandalye
..amaçladıgım kimlik kazandırmaktan çok gönderme yapmaktı. Bence plastik sandalyede ilk öne çıkan şey görsel rahatsızlıgı ve sağlam olmayışı… her yerine çiviler yerlestirerek oturulamaz ama bir o kadar da sağlam bir ifade verdiğimi düsünüyorum.


‘tutku’
Seri üretimin bir parçası, estetik açıdan bir değeri olmayan, hergün kullandığımız ve görmek zorunda kaldığımız bu sıradan oturma elemanını coşku, ihtiras ve haz uyandıran tahrik unsuru olan bir nesneye dönüştürüp izleyiciyi etkilemek ona yaklaşma ve sahip olma isteği uyandırmak istedim. ‘tutku’ yapım aşamasında oluşturduğu arzuya dayalı interaktif iletişim sanatsal bir performansa dönüşmüştür.
‘yatır-plast’
… amaç plastik sandalyeye bir kimlik; daha doğrusu kimliksiz bir karaktere farklı bir bakış açısı getirerek yeniden tasarlamaktı… Plastik; kendi içerisinde değeri olan bir madde olsa da, mobilya ile bütünleştirildiğinde mobilyaya ya da eşyalara kattığı değer tek başına elde ettiği anlamdan fazlasını yükleyemiyor… plastik sandalyeyi mumla kaplayarak, ona bir yatır, türbe gibi tinsel bir kavram yükleyerek bir anlamda plastik sandalyeyi; birçok insanın değer verip medet umduğu mistik bir objeye dönüştürmeyi denedim…

‘pavela’
Pavela’ Campana kardeşlerin gecekondu anlamına gelen ahşap artıkları ile kaplanmış ‘favela’ sandalyesinin korsan üretimi…

‘puantilist’
İmpresyonist bir bakış…Seurat’nın tablosundan alıntılar…

‘boom’
Şişerek deformasyona uğrayan ve patlama noktasına gelen ‘boom’….







Nisan 18th, 2009 at 2:20 pm
ben paşa yı çok begendimmm. sıradan ucuz basit bir sandalyenin klasik ağır pahalı bir görünüme bürünmesi yani müthiş bir zıtlık var..
Eylül 1st, 2009 at 11:23 am
”pasha” en güzel ve de en başarılı olanı.
Her şeyin abartılı olduğu bir dönemde, güç, saltanat ve iktidarın sembolü olan koltuğun tüm ihtişamının, plastik bir sandalyeyle yakalanabilmesi ve aynı etkinin yaratılabilmesi,
gerçekten çok iyi bir fikir ve çok başarılı bir redesign çalışması.
Düz, siyah, plastik sandalye, sadece 3-4 parça eklenerek aynı asil ruhu taşıyor, hem de sadeliğini koruyor.
Renkler ve malzeme de çok iyi seçilmiş.
Tasarımcısını tebrik ediyorum.